![]()
![]()
KAVRAMLAR VE KARMAŞA
Kelimelerle oynamak onları silah gibi kullanmak insanların hayatları üzerinde olumlu ya da olumsuz bir daha düzeltemeyecekleri etkiler bırakabilir. Zaten şuan da Müslümanlar için yapılan şeyde psikolojik bir savaştır. Yürümemizi sağlayan kavramların sulandırılıp iftiraya uğraması sebebiyle gençlerimizin bir daha o sözle o kelimeyle anılmak istememesi adına ilahi olandan yüz çevirmesi sonucu gibi bir yıkım ortaya çıkıyor. Bu bir toplumu hiçbir silah güç kullanmadan bedavadan yönetmenin en kolay yoludur. İşte tam da bu noktada alaya alınan kavramlarımızı kurtarma adına karşı kavramları üretemediğimiz gündem oluşturamadığımız anlaşılıyor. Belki de bu sorunun farkında değiliz ya da bunu bir sorun olarak algılamıyoruz.
Hayatlarını vahyi doğrularla değiştirme kararı alan bir kardeşimize ‘’sendemi hoca oldun’’ sorusunun yöneltilmesinden daha evvelinde ‘’hoca’’ kelimesine yüklenen kavramın toplumda artık itibar görmeyecek şekle sokulduğunu anlıyoruz. Üstelik böylelikle ben hoca olmadım diyebilmek adına yüzlerce gencimiz İslam’a mesafeli yaklaşmakta ve ilahi yöne olan değişimini ertelemektedir. Hatırlarsanız bu ismi Müslüman aslı isyankâr güruh İslami isimlerimiz üzerinde öyle tekerlemeler üretti ki bizler günümüzde bile hala ‘’hasan’’ ismini çocuklarımıza koymaktan çekiniyor konumdayız. Çünkü çocuğumuzun arkadaşları arsında alay konusu olmasını istemiyoruz. İsimler ve kavramlar öyle bir bulandırılmış ki sizler bu isimlere doğru şekilleriyle sahip çıkmaya kalkarsanız eğer toplum içinde sıra dışı olmakla belki de herhangi bir terör örgütüne! üye olmakla bile suçlanabilirsiniz.Tabi şunu atlamamamız gerekir ki bu kavramların sahibi durumundaki yani yaşayıcılarının net bir duruş sergilememeleri de bu durumu kolaylaştırmaktadır.Öyle anlaşılıyor ki bu kamuoyu denen havanın sahipleri bu işi daha bir güzel yapıyorlar ve bizler karşısında bu şekliyle daha güçlü durumdalar. Ortalıkta görünmeyen belli bir tanımı olmayan bu havayı soluyan insanların hak olandan yana değişimleri gün geçtikçe daha da zorlaşacak gibi görünüyor. Bu öylesine bir soluklanma ki bunlara hiçbir ücret ödenmiyor, sefilce bir hayatı yaşıyorlar ama yinede iyiye doğru adım atamıyorlar. Gözleri önünde hakkı örten sanal bir perde var ve bu noktada kör ve sağırlar gibi hareket ediyorlar. Tıpkı Mevlana’nı dediği gibi bulanık bir havada, bir gemide Allah’ın denizinde Allahsız bir yaşantıyı yaşıyorlar."Yazık ki akşam oldu biz yine yalnız kaldık; bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede; Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık." Büyük çoğunluğu Müslüman kabul edilen bir toplumda İslami bir yaşantıdan uzak kalmak pekte anlaşılır görünmüyor değil mi? Hem öylesine bulanık öylesine etkili bir kamuoyu ki aynı Kur’ana aynı dine inandığınız dindaşlarınızın bir kısmıyla bir araya da gelemiyorsunuz. Bu size bırakılmış bir durum değil. Şartlar oluşturulan hava sizleri gitmemeniz gereken ya da kesinlikle konuşmamanız gereken yerleri belirlemiş. Yine bunlar yapılırken hiçbir güç hiçbir para harcanmıyor. Siz yine içinizdeki başka birinin yönlendirmesiyle isteyerek! bu tercihleri yapıyorsunuz. Tabi paraların harcandığı kişi ve yerlerde var fakat siz o kişiler değilsiniz buna gerek duyulmuyor çünkü daha henüz gönüllü asker statüsündesiniz ve hiç itiraz etmiyorsunuz.
Küfür adına tezgâh güzel kurulup sistemde kusursuz işleyince geriye kalan şey bu lanet olasıcıların bizlerle kedi fare gibi oynaması meselesidir. Bunlar ne kadar insan katlederse etsin hatta yanlışlıkla! Sizlerin evlatlarınızı bile katletse hep barış elçisidirler ve orada bulunmaları da barış içindir. Öldürülen milyonu aşkın müslüman kanı hep sizlerin mutluluğu içindir. Ama siz ‘’ ya burası benim vatanım korumayayım mı vatanımı’’ derseniz eğer halkınızın gözünde bile teröristsinizdir. Gördünüz mü kamuoyunu, gündemi nasıl oluşturuluyor. O yüzden gündemi biz oluşturalım diyoruz ya? Şöyle bir ilğinizi çekerde onların gündemine kendinizi kaptırırsanız bu binlerce kardeşinizin kanın akması demek oluyor, umarım anlıyoruzdur. Onların propaganda araçlarına, gündemlerine ilgisiz kalalım ve kendi gündemlerimizi halkımıza sunalım.
Bakın bu ülkede ötekilerin bizler için ortaya attıkları isimler ve sırf bu isimler yüzünden islamla islama sempatisi olan kendilerini islama nispet eden insanlar arasına geçilmez setler oluşturulmuştur. Müslümanlara yöneltilen irtica, gerici, çağdışı, fundamatalist, köktendinci, terörist v.b isimlere karşıtlarını onlar için tanımlamak şöyle dursun bu isimlerin bir kısmını da kabullenmiş durumdayız. Ayrıca bu insanlar insan hakları gibi islamla eşdeğer bir kavramın içine kan ve gözyaşı koydular içini boşalttılar her insan hakları söylemlerinde binlerce Müslüman kanını akıttılar. Dünya üzerinde kurulan Nato, birleşmiş milletler, küresel sermayeleri ve daha birçok kurum karşısında Müslümanların kendi öz varlıklarını anlatır kurumları mevcut değilken Müslümanlarda bu kurumların birer üyesi durumundadırlar. Onların takvimini, onların yılbaşılarını, onların finans kurumlarını, onların internetini, onların para birimini, silahlarını, arabalarını, ev aletlerini kullanıyoruz. Milli olan hiçbir şeyimiz yok. Ve bizim her şeyimizi çıplak gözle izleyebiliyorlar. Ve bu kurumlar ve ürettikleri sahte barış ve insan hakları kavramları üzerinden kendi kardeşlerimizin ülkelerin bizlere işgal ettirip din kardeşlerimize işkenceler yaptırtırken bu ülkelerin zenginliklerini de kendi ülkelerine pompalıyorlar. Hala evlerimizde onların kanallarını, onların dizilerini izliyoruz. Kafamıza kodlanan ama hiç farkında olmadan aldığımız yabancı kültür kendimize yabancılaşmayı da beraberinde getiriyor. Ve bu yabancılaşma İslam kültürünü bizler için hayatımızda yaşanır hale gelmesini engelliyor. İslami diye lanse edilen kanallarımızda öz kültürlerini sunmaktan uzaktalar. Korkuları, yasakları izin verilen sınırları var.
İşte hal böyle iken bütün bu konularla ilgili olarak Hz Nuh ve kavmini hatırlamakta fayda var. Hz Nuh’un kavminin gençlerinde de aynı etkilenmişlik göze çarpıyor. Oluşan bu kamuoyunda ne yazık ki semtlerine kadar gelen Nuh’un gemisine binmeyi ret ediyorlar. Çünkü Nuh, onların dünya gözüyle güçsüz birisi ve arkalarını dayadıkları büyükleri daha fazla güç ve servete sahipler. Hatta yapılan bu propaganda öylesine güçlü ki Hz Nuh’un oğlu bile gemiye binmiyor. Tabi sonuçta hepimizin İslam adına hayatımızı değiştirmede direndiğimiz o kendimize olan yersiz güveni içinde tutan kelimelerini mırıldanıyor. Babasının içten gelen kurtuluş çağrısına oluşan selde boğulmak üzereyken bile ‘’ben bir dağa tutunur kurtulurum’’ diye cevap veriyor. Bir can daha böylelikle yok oluyor ve öteki dünyada Peygamberin oğlu olmasının fayda vermeyeceği bir mahkemede yargılanacak.
Peki ya ailelerimiz çocukları için Hz Nuh’un ilahi kaygısını taşıyorlar mı acaba? Ne yazık ki onlarda çocuklarının kurtuluşunu bu dünyada arıyorlar. Bu bulanık hava tabiî ki görüş alanlarıyla ilgili sınırlamalar getirilmiş ve birçoklarımız gibi hak ile batılı ayırt edemiyorlar. Tabi ailelerin bu refleksi anne ve babalık içgüdüsüne de dayanıyor. Çocuklarını tehlikeli bir iş yapıyorlar zannıyla korumaya çalışıyorlar. Çünkü Kur’anın mesajı onun sesinin duyulması müstekbirler tarafından engellenmiş durumda. Sesi şuan izin verildiği üzere sadece cenaze namazları ya da mezarlıklarda yankılanıyor. Orada da fazla anlaşılmasın diye kendi dilimize çevrilmiyor yani kimseyi ürküten bir yanı yok.
Öyle ise Mesajın bizlere ulaşmasında sıkıntı çektiğimiz bu konular üzerinde ciddi manada düşünmemiz gerekmektedir. . İşte bunun için sorumlu tutulacağımız, hesaba çekileceğimiz süresiz bir acıyı içinde barındıracak öteki dünyamızın muhasebe kayıtlarını adı her ne olursa olsun bir başkasına emanet edemeyiz. Cennet ya da cehennem hepimizin kalıcı ikametgâhları olacak ve sorguya da bizler çekileceğiz. Kur’anın anlaşılması önündeki engellerle mücadele etmeliyiz. İşe de ilk önce sizlere aya bakmanız için parmağıyla işaret eden kişilerin gösterdiği yere/aya değil parmağına bakmakla başlayabiliriz. Bakalım nerelere nasıl bir işaret diliyle mesajlar gönderiyor. Bununda en güzel yolu o kişinin söylediklerine değil yaşantısına, kimlerle dostluk ettiğine bakmak olacaktır. Bu ayartıcılarımızın gerçek yüzleriyle tanışmış takiblerinden kurtulabilirsek ikinci olarak Kur’anın kendi dilimizle kimsenin etkisi altında kalmadan okumaya çalışalım. Eğer okumamıza rağmen Kur’anın mesajlarını anlayamıyorsak yapmamız gereken şey Kuranda geçen kavramları öğrenebileceğimiz küçük bir kitapla işe başlamalıyız. Çünkü o kavramlarımız yıllar süren bir çaba ile çalındı ve bizlerin elindeki kavaramla islama düşmanlık besleyenlerin kapılarını açmaya yarayan sahte kavramlardır. Bunların gerçek manalarını öğrenmeye çalışalım. Tekrar dan Kur’ana yöneldiğimizde yine de Kur’anın mesajları bizlere anlaşılır gelmiyorsa, yolumuzu aydınlatmıyorsa yapmamız gereken şey kirlenen hiçbir zaman sahip olmadığımız kalbimizi temizlemek olmalıdır. Yani toplumumuzdan aldığımız geleneği La (hayır) diyerek atıp yerine İlahe illallah ( yalnız Allah için) olanları sahiplenmeliyiz. Yani toplumuzdaki müşriklerden kalbi olarak sıyrılmaya çalışmalıyız. Kalbimizin temizlenmesi için bol bol ibadet yapmalı, Rabbimize bizlere hakikati göstermesi için dua etmeliyiz. İçsel hastalıklarımızın bilgisini almalı üzerimizde oluşan bu kötü özellikleri atmalıyız. Böylelikle Kur’ana arınmış bir şekilde objektif bir anlayışla soru sorabilir doğru cevapları da almış oluruz.
Şunu unutmayalım ki bizlerin yaşadığı din anlayışı Mekke’deki Haniflerin din anlayışıyla benzerlikler taşımaktadır. Mekke’de günlük ibadetlerini yapan fakat sisteme karşı bir duruşları olmayan bir topluluk mevcuttu. Müşriklerin putlarına tapmıyorlardı fakat bu inancı ortadan kaldıracak mevcut otoriteye karşı bir istekleri yapılanmaları da yoktu. Eğer Rabbimiz böyle bir törensel din anlayışını doğru görseydi herhalde Peygamberimizi o topluluğa uyarıcı olarak göndermezdi. Bu durum böyle bir inanış biçimine Allah’ın onayının olmadığının ispatıdır. Öyle ise inandığımız dinin zalimler karşısında bir etkisinin, dik bir duruşunun olması doğru olan bir din anlayışıdır.
İnşallah Rabbimiz çevremizde oluşan bu sisli havanın dağılması için bizlere yardımcı olur. Çoğunluğun oluşturduğu kötü gündemlerin etkisinde bizleri bırakmadan kendi yolunun yolcuları olarak kabul eder. Ayartıcılarımızla mücadele etme azmini bizlere bağışlar. Allah hepimizi amelleri Yalnız Allah için olan Müslümanlardan eylesin. Selam ve dua ile…
Hikmet ERTURK